• Home

DOĞABEL

Ulusal Doğa ve Kültür Belgeselleri Derneği

Feeds:
Posts
Comments
« Belgesel Filmler
Kuş Gözlemciliğinin Tarihçesi »

Doğanın Korunması Meselesi

December 5, 2009 by dogabel

Sunay Demircan / STGM 

Doğanın korunması meselesinin, insanoğlunun zihnindeki doğa tasarımının tarihsel süreçteki evrimiyle ilgili olduğunu düşünürüm. Örneğin, Eski Yunanda doğa aklı, ruhu olan adamakıllı zeki bir organizma (yaratık) olarak tasarlanmıştı. İnsanın (mikrokosmos-küçük evren) doğanın, hatta evrenin (makrokosmos-büyük evren) bir parçası olduğu kabul edilir. Tanrı ise evrenin ta kendisidir. Bu görüş kamutanrıcılık / tümtanrıcılık da denilen panteizmin özüdür aslında. “evrende var olan her şey, atom, hareket, insan, canlı-cansız varlıklar, yıldızlar… aslında bir bütün olarak tanrıyı oluştururlar. Dolayısıyla insan da diğerleri gibi tanrının bir parçasıdır. Sonuçta doğayla tanrı aynı şeylerdir. ”   

Doğu Asya’da Hindu ve Buda dinlerinde benzer evren-tanrı tasarımları karşımıza çıkarken,  Orta Asya’da Türk-Moğol inanışlarında evren tasarımının üç tabaka halinde geliştiğini görürüz: Yer altı-yer yüzü ve gök yüzü. Gök yüzü tangri’dir. Bu tabakalar arasında ilişkiler kuran dağlar, ulu ağaçlar, yer yer kuşlar ve hatta sular kutsaldır, korunmalıdır.

Gelin görün ki bir zamanlar doğaya ve evrene atfedilen bu kutsal değerler, modern çağın başlamasına doğru yerini insanın merkeze geçtiği bir doğa tasarımına bırakır.  Yeni tasarımda doğa bir tür mekanik düzendir artık. Makinedir. Tanrısal bir gücü yoktur, tanrı onun dışındadır.

Yeni tasarlanan makinenin merkezine, diğer tüm varlıklardan aklıyla öne çıkan insan yerleştirilir. Artık bir makine olarak tasarlanmış doğa, onu istediği gibi ayarlayıp, çalıştırabileceğine (yönetebileceğine) inanan insanın ellerine geçmiştir.  Yani insan evrenin, doğanın bir parçası olmaktan çıkmış (böylesine mütevazı bir duruşu benliğine hâkim olma sıkıntısı içindeki insana yakıştırmak zor tabii) kendini her şeyin merkezine yerleştirmiştir artık.

Peki, günümüz insanının doğa tasarımı nedir?

İnsan eskisi gibi doğanın döngüsel ilerleyişine senkronize olamıyor. Yani, doğanın üretim-tüketim süreçleri içinde, “adam gibi”, saygılı ve tevazu dolu davranışlar sergilemekten epeydir pek uzağız. Artık âdemoğlu kendi geliştirdiği lineer müdahalelerle bu döngülere müdahale ediyor, ne pahasına olursa olsun bundan da vazgeçemiyor.

Çünkü modern insanın “haz” duygusu gelişti-değişti. Özellikle sanayi devrimiyle birlikte başlayan değişim, insanın tüketim algılarını yeniden biçimlendirdi. Üretimin artması, temel prensibi “sınırsız tüketim” olan pazar ekonomisinin yerleşmesi, adına “refah” denilen ve ne kadar tüketebildiğinle doğru orantılı yükselen bir yeni mutluluk parametresi ve tanımı yerleşti.

Bunun üzerine bir de küreselleşme gelince, işler doğa açısından iyice arap saçına döndü. Pazar ekonomisi felsefesi ürettiği yeni tüketim modelleriyle bir virüs gibi yayılıyor artık doğal kaynaklar üzerinde.

Zengin olmak, daha da zengin olmak, zengin olup daha fazla tüketmek artık modern insanın tek hayali. Bu hayaller karşısında ortaya çıkan yeni tasarım  “doğa insanoğlunun refahı / zenginliği için onun kullanımına sunulmuş kaynaklar bütünüdür” halini alıyor bence. Azmanlaşmış tüketim hırsımızı, kendisini yiye yiye tatmin ettiğimiz bir elma haline getirdik doğayı. 

Gelen talep bir çığ gibi, önüne çıkanı içine katıp akıyor. Dolayısıyla inançlar da yeni dünya düzenine uyum sağlamak için değişiyor ister istemez. Tek tip insan oluyoruz, bilmem farkında mısınız? Bedenlerimiz, aklımız, ruhumuz kodlanıyor. Tüm dünyada aynı şeylere gülüp, aynı şeylere ağlamaya başladık; aynı sakızı çiğniyor, aynı gazozu içiyoruz; insanlar kırmızı, sentetik bir topu domates niyetine yiyor; aynı pantolonları, aynı kazakları giyiyorlar. Bizi biz yapan değerlerimiz (kültürel farklılıklarımız) birer birer elimizin altından gidiyor. İşin kötüsü bunun marifet olduğuna da inanmaya başladık.

Bence işin özü burada. Mesele doğanın korunmasından ziyade âdemoğlunun gidişatı meselesidir ki bu da doğa talanının bizatihi kendisidir.

Elbette doğa korumacıların uğraşları değerlidir ve önemsenmelidir. Ancak küresel ölçekte gidişi bir bütün olarak izleyemediği ve bu bütüne dair politikalar geliştiremediği sürece doğa korumacının çabaları da kendi kum havuzunda kaleler yapıp bozan çocuğun mutluluk algısının ötesine pek geçemeyecektir.

Bütünü gören doğa koruma politikası bizim yıllardır sürdürdüğümüz indirgemeci (bütün içindeki parçayla uğraşma) yaklaşımın çok ötesindedir. Küresel ölçekteki siyasal, ekonomik gelişmeleri, inançları, yoksunluğu, kültürel değerleri, vb. birer farklı katman olarak gören ve her birinin diğeriyle aralarındaki çoklu – karmaşık süreçleri sorgulayıp, anlayan daha sonra bu bilgiler çerçevesinde politika üreten bir anlayıştır. Zordur tabii… Çok çaba gerektirir. Her şeyden önce de birlikte çaba gerektirir. İktidar hırslarından arınmışlık gerektirir, başkalarını anlamaya çalışma, bütünün kendisi değil, parçası olabilmeyi kabullenme gerektirir. Bunların tümü erdemdir, erdemli insanların işin içinde olmasını gerektirir.

Doğanın korunmasının sadece doğa korumacıların meselesi olmaktan çıkması gerekir. Tıpkı kadınlara karşı süren cinsiyet ayrımcılığının sadece feministlerin meselesi olmaması gerektiği gibi; tıpkı engellilere yönelik ayrımcılığın, sadece engelli hakları savunucularının meselesi olmaması gerektiği gibi… 

İşe birbirimizi dinleyip, anlamaya çalışmakla başlayabiliriz. Kolay değil, yeni bir tasarım yapacağız.

 

Sunay Demircan

Sivil Toplum Geliştirme Merkezi

Like this:

Like
Be the first to like this post.

Posted in Uncategorized | Leave a Comment

  • BAĞLANTILAR

    • Türkiye Doğası
  • DoğaBel

    • Destekçilerimiz
    • Hakkında
    • İletişim
  • KONUK YAZARLAR

    • Doğanın Korunması Meselesi
    • Gizli Yerin Tanıkları
    • Hemşerim Beyşehir Nire?
    • Kutsal Dağ
    • Kuş Gözlemciliğinin Tarihçesi
    • Sessiz Güzellik
    • Tatlı Su
  • YAYINLAR

    • Belgesel Film
    • Kitap
  • YAZILAR

    • Çukurova Dalyanları
    • Bir Doğum Kıyısı
    • Doğanın Renkleri
    • Göldeki Bereket

Blog at WordPress.com.

Theme: MistyLook by Sadish.


Follow

Get every new post delivered to your Inbox.

Powered by WordPress.com