Erciyes Dr. Cengiz Kayacılar / İçDoğa Federasyonu
Her dağa “Tanrı” olmak nasip olmadı. İnsanoğlu tarihi boyunca doğa üstü bir güce sığınmak ve çaresiz kaldığında ondan yardım dilemek ihtiyacını hep duydu. Binlerce yıl, bu manevi gücün doğadaki en heybetli mekanlarda yaşadığına inanıldı. Her bir “Tanrısal” doğa parçası, insanoğlunun gelip etrafına yerleşmesine ve tapınmasına sahne oldu. Kuşkusuz doğanın en görkemli ve etrafına yaşam sunan bazı eşsiz dağları da bu “Tanrısallık”tan nasibini aldı.
© Serkan Yılmaz
Bilinen ilk ismiyle Argaios. Türk kültürüyle yoğrularak günümüze gelen ismiyle Erciyes… Medeniyetlerin beşiği ve bereketli topraklar ülkesi Anadolu’nun kalp yerinden yükselen Kutsal Dağ…
Paleolitik’te güneyden gelerek geniş Anadolu platosuna ulaşan ilk göçebeler, ormanlar ve göllerle kaplı bu bereketli topraklarda aradıkları yaşam kaynağını buldular. Onları, bu zengin toprakların ortasında tek başına “ilahi bir kült heykeli” gibi duran Erciyes karşıladı. İlk defa bu kadar yüksek bir dağ gördüler. Hem de gürültüler eşliğinde alevler ve dumanlar püskürten bir dağ. Yeni ülkelerinin sahibi ve etrafına sunduğu bereketiyle onları kutsayacak olan “ilah” karşılarında duruyordu.
Kutsal Erciyes, insanla ilk karşılaştığı dönemden Roma Dönemi’ne kadar “Tanrı” olmayı sürdürdü. Daha sonra Anadolu Türk kültürüne önemli etkilerde bulundu ve ona daima manevi bir değer atfedildi. Günümüzde ise Kayseri’ye sembol olan o muhteşem ihtişamıyla, yöreden geçen konuklarını derinden etkilemeye devam ediyor.
Erciyes Zirve © Cengiz Kayacılar
Anadolu’da batıya doğru kendinden daha yüksek dağ bulunmayan Erciyes, İç Anadolu Bölgesi’nin de en yüksek dağı. Ülkemiz sıralamasında yükseklik bakımından 6. sırada. Aynı zamanda Ağrı ve Süphan’dan sonra ülkemizin 3. büyük volkan dağı.
Sivas’tan Pozantı’ya kadar uzanan Orta Anadolu Fay Zonu üzerinde, yer kabuğundaki kırılmalara bağlı olarak başlayan şiddetli bir volkanizmanın ürünü Erciyes. Volkanizmanın, “Develi Çek-Ayır Havzası”nda yer kabuğundaki şiddetli açılma ve çökmeyi dengelemek için başladığı biliniyor. Erciyes, uzun uyku dönemlerinden sonra şiddetli indifalar ile yeniden faaliyete geçen bir strato-volkan yapısına sahip. İç Anadolu bozkırının ortasında uzaktan yalnız bir volkan gibi görünmesine rağmen, aslında etrafındaki 70’e yakın irili ufaklı volkan konisiyle bir “Volkan Topluluğu” özelliğinde.
© Cengiz Kayacılar
Bu volkan ülkesinde tarihsel dönem boyunca volkanik faaliyetlerin devam ettiği biliniyor. Günümüzde uykusuna devam etmesine rağmen, birçok ders kitabında yazıldığı gibi “sönmüş” bir volkan değil Erciyes… Kendisini meydana getiren tektonik hareketler bütün şiddetiyle devam ediyor. Dolayısıyla Kutsal Dağ’ın bir gün uykusundan uyanması pek mümkün.
Bu ciddi doğal afet riskine rağmen Erciyes’in etrafı, tarihi süreç boyunca insanın ısrarla yerleşmeye devam ettiği yoğun nüfus bölgelerinden biri olagelmiş. İnsanoğlunun yerleşik hale geçip tarım yapmaya başlamasıyla, suyun ve tarımsal toprakların bulunduğu alanların medeniyetlere beşiklik etmeye başladığını biliyoruz. İşte Erciyes’in vazgeçilmez oluşu, etrafındaki geniş verimli toprakları sulayan doğal bir su deposu olmasıyla ilgili. Özellikle İç Anadolu ikliminin giderek kuraklaşan bir değişime uğramaya başlaması ve stepik karasal bir karakter kazanması, Erciyes çevresinin önemini daha da arttırmış.
Günümüzde, bölge ikliminin neredeyse çölümsü step sınırına yaklaşması ve insan eliyle mevcut yer altı ve yer üstü su kaynaklarının hızla tüketilmesi gibi nedenlerle Erciyes’in etrafı su fakiri bir bölge haline dönüşmekte. Eğer Erciyes, Melendiz ve Hasandağı volkan dizisi olmasaydı bölge çoktan bir çöle dönüşmüştü bile… Torosları yaran Gülek, Ecemiş ve Zamantı boğazları Akdeniz’den gelen nemli havanın iç kısımlara sokulabildiği doğal koridorlardır. Bu koridorlardan bölgeye sokulan nemli hava, iç kısımda Erciyes, Melendiz ve Hasandağı tarafından karşılanır. Böylece volkan dizisinin etrafı yerel orografik yağışlara sahne olur. Dolayısıyla bölgenin bu bölümü, batısındaki Konya-Tuzgölü havzasına göre daha şanslı olagelmiştir. Ancak iklim değişmelerine bağlı olarak giderek kararsızlaşan hava koşulları, şiddetli sağanak yağış etkinliğini arttırdığı için erozyon, sel baskını ve su taşkını gibi doğal afet riskleri de artmaktadır.
© Cengiz Kayacılar
Doğal süreçlerin insan hayatını olumsuz etkileyen gelişmeleri yanında, giderek tahripkar olmaya başlayan insan etkinlikleri de Erciyes Dağı’nı bir yaşam kaynağı olmaktan çıkarıyor. Dağ stepleri ve alpin çayırlardaki aşırı hayvan otlatmaları, verimli otlak alanlarının dikenli ve acı ot türleri ile kaplanmasına sebep oluyor. Yoğunlaşan madencilik faaliyetleri Erciyes’in eteklerini kemirip doğal yapıyı bozuyor. Kış turizminin tadı damakta bırakan rantı, Tekir Yaylası’nın büyük bir iştahla betonlaştırılmasına sebep oluyor. Erciyes’e ekolojik değil ekonomik bir gözle bakanlar, sadece kullanmayı düşünüp “korumayı” akıllarına bile getirmiyor.
© Cengiz Kayacılar
Oysa Erciyes, etrafındaki geniş bozkırın ortasında izole olmuş muhteşem bir dağ ekosistemine sahip. Doğa bilimciler onu “Ekolojik Ada” diye tanımlıyor. Tarihi dönemde yoğun ormanlarla kaplı olduğu, günümüze kalan kalıntı ağaç topluluklarından anlaşılıyor. Meşe türleri, Huş, Titrek Kavak, Menengiç, Karaağaç, Akçaağaç, Ahlat, Alıç, Çitlenbik, Sumak, Üvez, Ardıç gibi ağaçlar tek tük yaşam savaşı veriyor. Yakın civardaki yerleşme höyüklerinde yapılan arkeolojik kazılarda, bir yerleşme ünitesinde 50’nin üzerinde ağaç türünün değişik amaçlarla kullanılmış olduğu ortaya çıkıyor. Ne yazık ki günümüzde Erciyes’in bu doğal zenginliğinden eser kalmamış. Dr. Cem Vural’ın çalışmalarından Erciyes Dağı’nda 1170 bitki türünün yaşadığını öğreniyoruz. Bunların 194 tanesi endemik tür, 10 tanesi de sadece Erciyes’e özgü. Ancak aşırı ve denetimsiz hayvan otlatmaları bu endemik bitki türlerinin neslini tehdit ediyor. Yaban hayvanlarının durumu ise daha da vahim. Herhangi bir koruma statüsü olmayan Erciyes, son çare olarak kendisine sığınan yaban hayatına barınak olamıyor artık.
Bir dağı dağ yapan, onun kendine özgü yaşayan ekosistemidir. Dağ ekosisteminin hassas dengeleri bozulduğunda canlılığını hızlı biçimde yitirir. Ve devasa bir kaya kütlesi haline dönüşür. Erciyes, insanla tanıştığı ilk dönemden bu yana “Tanrı” olmaktan “Kutsal Dağ”a, sonra “Dağ”a ve günümüzde de “ÖDA”ya yani Önemli Doğa Alanı’na dönüştü. Hala bir koruma statüsü olmaması ve iştahları kabartan bir rant kaynağı olarak görülmesi, Erciyes Dağı’nın ekosistemini yok edecek ve onu bir “Dağ” olmaktan da çıkaracak gibi görünüyor…
Dr. Cengiz KAYACILAR
İçDoğa Federasyonu / Niğde Üniversitesi Eğitim Fakültesi Coğrafya Bölümü
Erciyes Dağı Hakkında Kısa Bilgiler
Yüzölçümü: 1100 km² Yükseklik: 3917 m
Enlem: 38º 32´ 04´´ K İl: Kayseri
Boylam: 35º 26´ 48´´ D İlçeler: Hacılar, Melikgazi, Talas, Develi, İncesu.
Koruma Statüsü: Yok
Alanda Faaliyet Gösteren İlgi Grupları:
Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Kayseri Valiliği, İl Çevre ve Orman Müdürlüğü, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Hacılar Kaymakamlığı, Melikgazi Kaymakamlığı, Talas Kaymakamlığı, Develi Kaymakamlığı, İncesu Kaymakamlığı, DoğaBel, İç Anadolu Doğa Koruma Federasyonu.